Devlet memuru ve öğretmen olarak otuz yıldan fazla bu ülkeye hizmet ettim. Bu süre içinde yerel bir gazetede günlük olayları değerlendirdiğim yazılarım yayınlandı, daha sonra bu yazılarımı birleştirerek kitap haline de getirdim. Ancak hiçbir yerde açıkça hangi siyasi düşünceye sahip olduğumu kimseyle paylaşmadım. Evlendiğimizde eşim seçim öncesi sormuştu,
-Ne yapacağız, nereye oy vermeyi düşünüyorsun? Önce düşündüm, sonra,
-Sen üniversite bitirmiş bir insansın, mutlaka bir siyasi düşüncen vardır. Ben bunun üzerine bir laf söylemek istemem demiştim. Bu görüşümü ve duruşumu hiç bozmadım ancak sanırım 2015 gibi durumumu değerlendirme lüzumu hissettim. Neden mi? Bir gurup sürekli agresif biçimde inandığım değerlere saldırılar yapıyordu. Bense hafiflik ve çiğlik olarak gördüğüm bu tür hareketleri görmezden geliyordum. Ancak nereye kadar sabredecektim? Bir gün uluorta sürekli küfür eden bir arkadaşım,
-Yahu dedi,ne şerefsizler var,sürekli filan partiye küfrediyorum,kimse üzerine alınıp cevap veremiyor.Ne kadar ciğersizmiş bunlar..Analarına sövüyorum,adamlarda tık yok.
Düşündüm bu arkadaşım şeker hastasıydı. Yaptığı yanlış hareketleri bu yüzden görmezden geliyor, tepki gösteren yabancılardan bizler onun adına özür diliyorduk. Saldırılar herhangi bir siyasi parti yüzünden değil, direk inançlarımıza hakaret edilmeye başlanınca artık tavır almak zamanının geldiğini anladım. Bu arada yaşım da elliye gelip, dayanmıştı ve ben hala insanları basit siyasi sebeplerden dolayı kırma taraflısı değildim. Ama karşımdaki insanlar hiçbir terbiye kuralına ve insani değerlere bağlı kalmadan sürekli aşağılama hareketlerine devam etmekte bir sakınca görmüyorlardı.
Kendimce bir karar aldım ve bunu uygulamaya giriştim. Bana, gönül verdiğim değerlerime saldırı olduğunda karşılık vermeye başladım. Önce bu guruptakiler duralayıp, geri çekilme hareketi yaptılar. Ağızlarında,
– Adnan hoca çok değişmiş lafı dolaşmaya başladı. Aslında ben değişmemiştim, çünkü konuyu kesinlikle ben açmıyor, ama aşağılama sezdiğim an gereken cevap veriyordum. İçimden,
– Sizlerin bu ülkede ne kadar yaşama hakkınız varsa, benim de o kadar var diyordum. Bunda da kendimi haklı görüyorum. Ben izin vermediğim sürece kimse bana hakaret edemezdi ve böyle bir izin vermeyecektim. Gördüğüm kadarıyla benim edep ve terbiyem zayıflık olarak kabul ediliyordu. Ne kadar kravat taksam da bu asla bir yular değildi. Böyle davrandığım için bana kızanlar, hatta ayıplayanlar oldu. Hiç de önem vermedim, çünkü kendi yaptığını görmeyip, başkasını ayıplayanlar olgunlaşmamış insanlardı. Siz bir cevap vermediğiniz sürece kendisini haklı görüyor, cevap verdiğiniz için de ayıplıyordu. Bu hastalıklı insanların derdiyle uğraşıp, vaktimi harcayamazdım. Akıllansın diye bekleyecek zamanım yoktu.
-Ne çok doluymuşsun Adnan hoca diyorlar, aynaya bakabilsen neden dolu olduğumu anlayacaksın. Madem sende o anlama kapasitesi yok, o zaman artık böyleyim. Bu ülkede ben de yaşıyorsam, ben de üretiyorsam, bende vergimi veriyorsam seni çekmek zorunda değilim. Benim de kendimi ifade etme, yada en azından senin suçlamalarına cevap verme hakkım var. Türkiye kamplara ayrıldı, insanlar karşısındakileri kırıyor gibi sözler sarf edenlere biraz da bu şekilde düşünmelerini tavsiye ederim. Sen istediğini söyleyeceksin karşındaki sakince dinleyecek, artık geçmiş olsun bu dönem geçti. Rüzgarda tüküren yaptığını görecek ve görüyor.
YORUMLAR